28 Temmuz 2013 Pazar

Deniz Gezmiş Atatürkçü mü yoksa Sosyalist mi?

 
"Mustafa Kemal'e Gerçekten Sahip Çıkanlar Varsa Onlar Da Bizleriz .

★DENİZ GEZMİŞ★"

sözünde bir gariplik sezmiyor bu Atatürkçü arkadaşlar.

Bakınız demek isteniyor ki "İktidar Atatürk devrimlerini savunduğunu, bizim de Atatürk devrimlerine karşı gelerek anayasal düzeni yıkmaya çalıştığımızı söylüyor, bizim amacımız bu değildir. Gerçekten onun devrimlerine sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Yani Sosyalistler..

Amacımız yarım bırakılan bağımsızlık savaşını nihayete erdirmek, siyasal bağımsızlığın yanında askeri ve ekonomik bağımsızlığı da sağlamaktır. Mustafa Kemal'in yaptığı yarım bırakılmış bir projedir."

Bu açıklamayı "Milli Demokratik Devrim" (MDD) çizgisini savunan tüm sosyalistlerde görebilirsiniz. Bu görüşe göre (Fikir babası Mihri Belli'dir.) Kemalist devrim yarım kalmış bir harekettir. Üretim araçlarını ele geçirip refahı tüm topluma yayacağız. Bunu da Anti-Emperyalist, Anti-Faşist ev Anti-Feodal ilkelerle sağlayacağız, yani Sosyalist olarak.

Ama Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının derdini anlamadan bilmeden onun bu sözünün ne anlama geldiğini düşünmeden onu Kemalist olarak niteleyenler var. Oysaki tüm dayanakları yukarıdaki kendi cümlesinde direkt olarak çürütülüyor. "gerçekten sahip çıkanlar varsa" derken açıkça bir kıyas yapıyor, neden anlamak istemiyorsunuz arkadaş..

Kendinize başka tarih yaratın, Sosyalistlerin tarihini deforme edip kendinize mal etmeyin. Ha şanlı bir tarih bekliyorsanız karşınızda baştan söyliim hayal kırıklığına uğrarsınız, çünkü Kemalizmin tarihi şanlı değil "kanlı" bir tarihtir. Şok olabilirsiniz, eğer gerçekten aramaya niyetliyseniz.

Zaten ne demiş Beyazid-i Bestami ""hakikat aramakla bulunmaz ancak bulanlar hep arayanlardır "".. Hadi iyi arayışlar

TMMM, Kadın Kotası ve Kürtler!..

TBMM güncel verilerine göre, ülkeyi yönetmekle mükellef toplam 548 milletvekili bulunmakta. Bunların partilere göre dağılımları, partilerin kendi içinde kadın-erkek dağılımları yine TBMM verilerine göre aşağıda belirtilecek. Ardından, Federal Kürt Yönetimi tarafından yapılan çağrı ile bir araya gelen Kürdistan siyasi partileri ve silahlı gruplarının belirlediği kota bilgilerini sunacağız.

İleri demokrasinin güncel emsali olma iddiasındaki Türkiye muktedirlerinin içerisinde bulundukları (kadın kotası konusunda) riyakarlıklarını sayısal verilerle göreceğiz.

Yukarıdaki görsele 28 Temmuz 2013 tarih ve 15:35 saatinde erişildi.
Öncelikle genel bir değerlendirme gerekecek.

548 milletvekilinin yalnızca 79 tanesi kadınlardan oluşuyor. Bunun genel toplama oranı yüzdelik ifadeyle %14.41.. Yani zorlasak da 15 olmuyor.

Dünya üzerinde kimi ülkeler kadın kotası uygularken kimileri uygulamamakta ve bu da toplumun gelişim seviyesine uygun bir ayrım yapılmasını olanaklı kılabiliyor. Türkiye'de kadın kotası siyasi partilerin tüzüklerince belirlenen, isterse belirlenmeyen bir keyfiliğe tabi maalesef. CHP'nin tüzüğünde belirlediği ve seçim döneminde sıkça propagandasını yaptığı % 30 kadın kotasının çok gerisinde kaldığını ve iktidar partisi AKP ile birbirine çok yakın oranda temsil düzeyinde kaldığını görüyoruz.

AKP'nin kadın oranı % 14.06 iken bu oran CHP'de %14.17. MHP ise her zamanki erkek egemen yapısını sürdürmekte. Sanki “kadın da bulunsun” diye 52 MHP milletvekilinin içinde 3 kadın milletvekiline rastlıyoruz ve şu fikre herkes katılır diye düşünüyorum bu kadın milletvekillerinin sesi pek çıkmıyor.

Meclis genelinde erkek egemenliği sayısal üstünlükle perçinlenmiş olsa da siyasi partiler arasında yalnızca BDP'nin % 30 barajını aştığını görüyoruz. 29 BDP milletvekilinin 9'u kadın. Toplam sayıya oranı yüzdelik olarak % 31.03 ve şunu belirtmek gerekir ki siyaset gündemini en fazla meşgul eden kadın milletvekilleri bunlar arasından çıkıyor. CHP'li bazı kadın milletvekillerini de göz önüne alırsak siyasi arenada özne olarak hareket edebilen kadın sayısı oldukça az.

BDP'nin hem diğer siyasal parti oranlarına karşı ezici bir üstünlüğü bulunuyor hem de TBMM genel oranına karşı bir üstünlüğü söz konusu. Gerçi onlar teröristti değil mi? Burdaki ironiyi görmekte fayda var.

Gezi parkı eylemleri sırasında medyanın gündemi nasıl çarpıttığını, siyasal iktidarın toplumu denetim altına almasının nasıl bir aracına dönüşmüş olduğunu hepimiz tiksinerek gördük. Ve bu medyanın düzmece polis tutanaklarına dayanarak yaptıkları polis haberciliği memleketin büyük kesiminin Kürt siyasetinin aktörlerini “terörist” olarak kabul etmesine yol açtığını da biliyoruz.

Parlementer siztem karşıtı biri olarak bu tablonun bana gösterdiği şey “terörist” denilen kesimin “demokrat” denilen zevata göre demokrasiyi daha iyi temsil ettiğidir.

Şimdi de Federal Kürt Yönetimi tarafından organize edilen ve Kürdistan siyasal hareketlerinin, sivil toplum kuruluşlarının dahil oldukları “ulusal temsil kongresi” nin kota kararlarına bir bakalım. Onlar Güneyli Kürtler olarak, Türkiye hükümetleri için öncelikle “birkaç çapulcu” zaman ilerledikçe “aşiret reisi” bir süre sonra “eşkıya” ve nihayetinde ekonomik ilişkilerin canlı tutulması gereken bölgesel müttefik konumuna ilerlediler. İsteseler iki günde soylarını kurutmakla tehdit etmeyi devlet geleneği haline getirenlerin bugün onlarla kurdukları bu ticari bağlar söylemin pratiği belirleyemeyeceğini ve düşmanlığın devletler tarafından körüklenen bir virüs olduğunu ispatlıyor.

Kota meselesine dönersek, adilmedya.com'da yayınlanan bir habere göre bu “Ulusal Kongre” 500 delegeden oluşacak ve bunların % 40'ı kadınlardan oluşacakmış. Demokrasinin güncel emsali olduğunu iddia eden “Küçük Amerika” Türkiye'de bu oran % 14..

İlgili haberin içeriğinden bir kesit şu şekilde: “"Komite toplantısında Kürdistan'ın dört parçasının kontenjanlarını da değerlendirdi. Parçalara ilişkin dağılım önümüzdeki günlerde belirlenecek. Kotalar ise şimdiden belirlendi. Buna göre siyasi partilere yüzde 45, kadınlara yüzde 40, sivil toplum örgütlerine yüzde 35, gençliğe yüzde 10 ve bağımsız şahsiyetlere yüzde 10 kota ayrıldı."”

Şimdi sayın şehirli “beyaz Türk”lerimizin ve Türk-İslamcı ve dahi Aydınlanmacı entelijensiyamızın her fırsatta küçümsemeyi adet haline getirdikleri ve bunu kendilerine bahşedilen bir ayrıcalıkmışcasına meşrulaştırdıkları Kürt düşmanlığı hakkında bir daha düşünmelerini öneririm.
Adilmedya.com'da çıkan söz konusu haberin içeriğine ulaşmak için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

http://www.adilmedya.com/kurt-ulusal-kongresi-icin-kota-ve-delege-sayisi-belirlendi-h38061.haber

11 Temmuz 2013 Perşembe

Cemal Süreya - Turgut Özal'a İntihar Çağrısı


 

Ülkemizi sizden,
Sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan
Kurtarmak için
Arkadaşım Muzaffer Buyrukçu'yla
Bir önerimiz var:

İntihar etmelisiniz!

Ben ve buyrukçu bu konuda
Dostça omuz veriyoruz size.

Gelin, halkın önünde,
Üçümüz birlikte intihar edelim.
Yer: kadıköy eski iskelesinin önü,
Günü ve saati siz saptayın.
Ülkemiz sizden kurtulsun,
Biz de bir işe yaramış olalım.