4 Ekim 2010 Pazartesi

İnsan ve Özgürlük Sorunu Hakkında Kişisel Fikirler.



















İnsanoğlu düşünmeye başladığı ve kendi varlığının farkına vardığı andan itibaren üzerinde en çok durduğu soru "ben kimim?" olmuştur. İnsan n
edir?, diğer canlılardan ya da şuradaki taştan beni ayıran özellikler nelerdir?'i sorgulamıştır. Bunu için sorgulayan kadar varılan sonuç mevcuttur.

İnsanoğlu bu soruyu sorduktan ve kendisi hakkında fikir üretmeye başladığından itibaren ise, kendisi olmayanlar hakkında düşünmeye başlamıştır. Kendini başkasında, başkasını da kendisinde bulmuştur sorduğu sorularla. Ama en ilkel bağlardan biri olan "Aile" bağları dahil, insanların birbirleriyle olan ilişkileri, sorumluluk ve özgürlük bu soruları takip etmiştir. Özgürlük fikrinin ortaya çıkışı kuşkusuz onun olmadığı bir aşamada meydana gelmiş olmalıdır. Tutsak olan ya da çeşitli bağlar ve sorumluluklarla başkasına bağlı olan insan, bu bağı ve bireysel özgürlüğünü sorgulamış olmalı.

Acaba özgür müyüz?

İnsan'ın insan olması onun seçtiği bir durum değildir, dolayısıyla insan bu özelliğini özgür olarak seçememiştir. Bunu gibi fiziki kimi özellikler müdahala edilemeyen, tercih edilemeyen veya atfedilen değerlerdir. Kişi cinsiyetini de seçemez, bu da doğuştan gelen bir özelliktir. Ama kişi kim olduğunu ve kim olması gerektiğini kendisi seçebilir ve bu özgürlüğe sahiptir.

Örneğin, bir insan yeterli ya da yetersiz bilgisiyle bir çözümlemeye varır ve inşaatta çalışan bir işçi olarak yaşamını sürdürmeye karar verebilir. Bu zorunlu olarak yapılan bir tercih de olabilir, önemli olan zorunlu da olsa bunun bir tercih olmuş olmasıdır. Bu insan işçi olmayıp açlıktan ölmeyi de seçebilirdi, ama bunu yerine yaşamak için gerekli olan maddi varlıkları kazanmak amacıyla işçi olmayı tercih etti. Ya da toplum onu bunu seçmeye itti. Burda sanırım tam bir özgürlük söz konusu olmamalıdır. Çevre etkilerini göz ardı edersek bize böyle gelecektir, ama çevre şartları göz önüne alınırsa insanın birçok konuda iradesini başkalarına teslim ettiğini görebiliriz. Yarım da olsa bu seçenekler arasında tercih yapmaktır ve tercih yapmak özgürlüktür.

Özgür müyüz?

Özgür değiliz, ama özgürlüğe mahkumuz. Alın yazımızda özgürlük yazıyor, özgürlük için savaş, bireyin kendini var etmesi süreci demektir. Kişi kendini var etmeye başladığı andan itibaren kalabalıklar içerisinde kendini ayırt etmeye, kendi bilincine varmaya başlar. Kendi bilincine varmaya başladıkça da toplumdan giderek kopar ve "özgürleşen birey"e dönüşür. Burda önemli olan konu şudur ki, özgürleşen birey saly bireyden ziyade, toplumun değer yargılarından soyutlanıp, onun moral değerleinden uzaklaşıp ondan bağımsız düşünmeye başlar. Bu önyargılardan uzak, sorgulamacı ve anlamaya yönelik bir çabadır ve topluma karşı bir sorumluluk olarak karşımıza çıkar.

Özgürleşen birey, sorumluluk bilinciyle hareket ederek kendini karşılaşacağı durumlara karşı hazırlıklı olmaya iter. Bu onu eylem adamı olmaya yönlendirir. Burda eylemden kasıt salt yürüyüş ya da protesto değildir. Düşünmek dahil, verilen tüm tepkiler özgürleşen birey'in özgürleşme serüvenini özetler niteliktedir. Hayata karşı, kendine karşı, topluma karşı, aileye karşı var olan ve etrafınıs aran sorumluluk çemberinden sıyrılamaz. Ama etrafını saran bu çemberin, yani sorumluluk çemberinin bilincinde hareket ederek, gerçekleştirdiği eylemin sonucuna katlanmayı yani sorumluluk almayı bilir. Özetle sorumluluk çerçevesinde tercih yapmak zorunda kalır. Tercih etme bilincine vardığında ise özgürleşmeye başlamış demektir.

Zorunluluklar sorumluluk olarak karşısına çıkar ve o bu zorunlulukların sorumluluğunu alıp almama kararıyla özgür eylemini gerçekleştirir. Gerçekleştirdiği eylemin sonucu ise tercihe bağlı olarak değişeceği için, insan geleceğini tasarlamış olur böylece. Tercih ederek, geleceğini tasarlamaktadır özgürleşen birey.

Aslında hepimiz bugün verdiğimiz kararlarla geleceğimizi tasarlıyoruz. Hayaller kuruyor ve ona göre adımlar atıyoruz. Şartlar bizi yönlendirse de yine de tasarladığımız geleceği yaşamış oluruz. Bu sebeple geriye dönüp baktığımızda yalnızca bugüne ulaşma cabasını görürüz. Çünkü dün yaptığımız tercihler bugünümüzü şekillendirmiştir. Bugün ise bu süreç devam etmektedir. Yaptığımız tercihler geleceğimizi şekillendirmeye devam ediyor. Ve birey bunu bilincinde olarak nasıl bir hayat yaşamak istediğine karar vermeli. Ya özgür bir hayat seçecek, geleceğini tasarlayacak ya da tasarlama işlerini başkalarına bırakacak ve hayatı tribünlerden izleyecek. Bu insan ikinci durumda geleceğini dolayısıyla hayatını başkalarının insafına bırakmış demektir. Ve onun yarını, başkaları tarafından şekillendirileceği için asla özgür olmuş olmayacaktır.

Bizim burada savunduğumuz özgürlük anlayışı tüm insanlara hoşgörüyü ve hümanizmi de içerisinde barındırmaktadır. Zira her kesin geleceğini tasarlama hakkının varlığı onların özgürlüklerine ve hayatlarına saygı duymayı zorunlu kılmaktadır. Bu onun zorunlu bir sonucudur.

Bu düşüncelerin temelinde varoluşçu felsefenin derin izlerini göreceksinizdir. Bu düşünce yaratılmış hazır kalıp insanı reddeder ve kendini yaratan, geleceğini tasarlayan özgür insanı merkezine alır. Bu sebeple hümanist ve akılcıdır. Bir tanrı fikrini de red etmektedir, ve benim düşüncem insanın tanrı olduğu yönündedir. Kendisinini bugününün ve yarınının özgür belirleyicisi olarak kendi tanrısı yine insanın kendisidir. Çünkü insanın kendisi üzerinde sınırsız tercih hakkı vardır. İsterse onursuz bir insan olabileceği gibi bir dindar da olabilir, bir budala da olabilir bir bilim adamı da. Sonuçta bunu insanın bugün yaşadıkları belirler.

Gelecek; dünün torunu, bugünün çocuğudur.